Türkiye’nin Demokrasi Meselesi: Rakip Kalmayı Başarabilmek
AxonDeep · Düşünce Yazıları ·
Türkiye’de demokrasinin asıl sınavı farklılıkları yok etmek değil; çatışmayı düşmanlığa çevirmeden, meşru siyasal rekabet içinde tutabilmektir.
Türkiye’de siyaset çoğu zaman bir fikir yarışından çok, varoluş yoklaması gibi yaşanıyor. İnsanlar yalnızca hangi partinin kazanacağını değil; kendi hayat tarzının, hafızasının, inancının, korkusunun ya da öfkesinin meşru kalıp kalmayacağını da izliyor. Sandık bu yüzden sadece oy pusulası değildir. Bazen bir mahallenin, bir kuşağın, bir sınıfın, bir kimliğin “ben hâlâ bu ülkenin parçasıyım” deme biçimidir. Demokrasi
üzerine konuşurken en kolay cümle şudur: Toplum uzlaşmalı. Doğru. Ama eksik. Çünkü bazı toplumlarda sorun, insanların yeterince konuşmaması değildir. İnsanlar konuşur. Televizyonda konuşur, sosyal medyada konuşur, meydanda konuşur, aile masasında konuşur. Bazen fazla bile konuşur. Mesele konuşmanın varlığı değil, konuşmanın karşı tarafı yok saymadan sürdürülebilmesidir. Türkiye’nin demokrasi meselesi de burada düğüml
eniyor. Farklı düşüncelerin bulunması değil asıl sorun. Hatta bu, sağlıklı bir toplumun doğal halidir. Sorun, farklı düşüncenin giderek “yanlış fikir” olmaktan çıkıp “tehlikeli varlık” gibi görülmeye başlamasıdır. İşte demokrasi orada incelir. Demokrasi Sadece Uzlaşma Değildir Modern demokrasi çoğu zaman makul insanların bir masa etrafında toplanıp ortak akla ulaşması gibi anlatılır. Bu anlatı kulağa hoş gelir. Temiz
dir, düzenlidir, medeni görünür. Siyasetin biraz da kirli, tutkulu, hırslı, öfkeli ve kimlik yüklü tarafını perde arkasına iter. Oysa gerçek siyaset steril değildir. İnsanlar yalnızca çıkar hesabıyla oy vermez. Çocukluğundan gelen bir korkuyla, ailesinden devraldığı bir hatırayla, mahallesinin onuruyla, inancının tehdit altında olduğu duygusuyla, ekonomik kırılganlığıyla, sınıfsal öfkesiyle, gelecek kaygısıyla hareke
t eder. Bazen bir partiye değil, kendi varlığının tanınmasına oy verir. Bu nedenle demokrasiyi yalnızca “akılcı müzakere” olarak görmek eksik kalır. Çünkü siyasetin içinde akıl kadar tutku da vardır. Hatta çoğu zaman kitleleri harekete geçiren şey, soğuk akıl yürütmeden çok aidiyet duygusudur. Bir işçi için mesele sadece ücret olmayabilir; görülmemek de meseledir. Bir muhafazakâr için mesele sadece ibadet özgürlüğü o
lmayabilir; hor görülme hafızası da meseledir.