Türkiye’de Sessiz Çoğunluğun Yeni Hafızası

AxonDeep · İnsan ve Psikoloji ·

Türkiye’de Sessiz Çoğunluğun Yeni Hafızası

Türkiye’de farklı kimliklerin aynı adalet duygusunda buluşması, klasik siyaset ezberlerinden daha derin bir toplumsal eşiğe işaret ediyor.

Bir toplum bazen sandıktan önce sokakta, slogandan önce bakışta, liderden önce ortak bir iç sıkışmasında buluşur. Kimse tam olarak düğmeye basmaz. Bir merkezden emir gelmez. Bir afiş bütün ülkeyi aynı anda ikna etmez. Ama insanlar birbirlerinin yüzüne baktığında aynı şeyi sezer: Burada artık yalnızca bir parti, bir makam, bir dava ya da bir güncel tartışma yoktur. Burada ortak hayatın terazisi oynamıştır. Türkiye’de

son dönemde daha görünür hale gelen lidersiz dayanışma duygusu tam da bu zeminden besleniyor. Sağdan, soldan, muhafazakâr çevrelerden, milliyetçi damardan, seküler mahalleden, gençlerden, emeklilerden, esnaftan, öğrencilerden gelen itirazların aynı cümlede buluşması tesadüf değil. Bu, klasik siyasi kamplaşmanın ötesinde, daha temel bir psikolojik refleksin işaretidir: İnsan, kendisine ait olmayan bir haksızlığın yarı

n kendisine de dönebileceğini hissettiğinde tarafsız kalma lüksünü kaybetmeye başlar. Bu duygu bağırarak gelmez. Önce küçük bir huzursuzluk olarak gelir. Sonra bir komşunun cümlesinde duyulur. Sonra bir otobüs durağında, bir berber koltuğunda, bir aile sofrasında, bir telefon ekranının sessiz kaydırmasında kendine yer açar. Toplum dediğimiz şey bazen tam olarak budur: Aynı anda aynı şeyi düşünmeyen insanların, aynı a

nda aynı şeyden rahatsız olmaya başlaması. Siyasi kimlikten önce gelen adalet refleksi Türkiye’nin siyasal hayatı uzun süredir kimlikler üzerinden okunuyor. Sağ-sol, laik-muhafazakâr, merkez-çevre, yerli-yabancı, elit-halk gibi ayrımlar neredeyse otomatik açıklama anahtarına dönüştü. Bu anahtar bazen işe yarar. Ama her kapıyı açmaz. Çünkü hukuk duygusu, ideolojik aidiyetten daha eski bir yerdedir. Bir insan kendi gör

üşünden olmayan birinin haksızlığa uğradığını gördüğünde iki seçenekle karşılaşır. Ya “benden değil” diyerek rahatlar, ya da “bugün ona yapılan yarın bana da yapılabilir” diyerek irkilir. İlk tepki kamplaşmayı büyütür. İkincisi yurttaşlık bilincini. Türkiye’de bugün dikkat çekici olan şey, bu ikinci duygunun yayılma ihtimalidir. Herkes aynı politik sonucu istemiyor olabilir. Herkes aynı partiye, aynı lidere, aynı pro

grama yakın olmayabilir.

AxonDeep — yazının tamamını okumak için tıklayın