
Petrol Şoku ve Dezenflasyon Kıskacında Türkiye Ekonomisi
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimle tırmanan enerji maliyetleri ve Mart ayında ivme kazanan dezenflasyon süreci arasında Türkiye'nin ekonomik denge arayışını analiz ediyoruz.
Mart 2026, küresel ekonominin son yıllarda tanıklık ettiği en keskin enerji arz şoklarından birine sahne oldu. Hürmüz Boğazı’nın büyük ölçüde kapatılmasıyla sonuçlanan jeopolitik gerilim, petrol fiyatlarını bir ay gibi kısa bir sürede %63,3 oranında yukarı taşıyarak varil başına 118,4 USD seviyesine ulaştırdı. Türkiye ekonomisi, bir yandan bu dışsal maliyet şokuyla mücadele ederken, diğer yandan iç piyasada Mart ayında beklentilerin altında kalan enflasyon verileriyle kırılgan bir iyimserlik arıyor. Ancak ufuktaki tablo, yüksek enerji maliyetlerinin cari denge ve bütçe disiplini üzerindeki baskısının henüz tam anlamıyla hissedilmediğini gösteriyor.
Küresel Enerji Krizi ve Tedarik Zinciri Paradoksu
Orta Doğu’daki savaşın seyri, küresel risk iştahını baskılarken merkez bankalarının faiz indirim takvimlerini de belirsizliğe sürükledi. Fed, Mart toplantısında faiz oranlarını %3,5-3,75 aralığında sabit tutarken, 2026 ve 2027 yılları için büyüme ve enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize etmek zorunda kaldı. Bu durum, küresel ölçekte "yüksek faiz, yüksek maliyet" döneminin sanılandan daha uzun süreceğinin işareti olarak okunabilir.
Enerji arzındaki aksamalar sadece fiyatları etkilemekle kalmıyor; ABD ve Euro Alanı’nda Mart ayı imalat PMI verileri, teslimat sürelerinin Ekim 2022'den bu yana en uzun seviyeye çıktığını gösteriyor. Türkiye gibi hammadde ve enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için bu durum, üretim maliyetlerinin çift taraflı baskı altına girmesi anlamına geliyor. OECD’nin 2026 yılı için Türkiye büyüme tahminini %3,3’e çekmesi ve ortalama enflasyon öngörüsünü %26,7’ye yükseltmesi, bu dışsal şokların yerel makro göstergeler üzerindeki aşındırıcı etkisini teyit ediyor.
İç Piyasanın İkilemi: Sanayi Üretimi ve İstihdam
Türkiye’nin sanayi üretimi Ocak ayında aylık bazda %2,8 gerileyerek yıla zayıf bir başlangıç yaptı. İmalat sanayii altındaki 24 sektörün 16'sında daralma gözlenirken, özellikle metalik olmayan mineral ürünler ve ulaşım araçları imalatındaki düşüş dikkat çekici. Buna karşın, inşaat üretim endeksinin aylık %0,9, yıllık %8,0 artış göstermesi, büyümenin kompozisyonundaki dengesizliğin sürdüğüne işaret ediyor.
İşgücü piyasasında ise paradoksal bir görünüm hakim. Şubat ayında genel işsizlik oranı %8,5'e, genç nüfusta ise %15,8'e yükselirken; aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısı 153 bin kişi ile son 11 ayın en hızlı artışını kaydetti. Bu durum, işgücüne katılım oranındaki artışın (0,3 puan) istihdam yaratma kapasitesinden daha hızlı gerçekleştiğini ve "atıl işgücü" oranının %29,9 gibi kritik bir seviyede kaldığını gösteriyor. Üretimdeki zayıflamanın işgücü piyasasına yansıması, önümüzdeki çeyreklerde sosyal refah dengeleri açısından en hassas konu başlığı olmaya aday.
Dezenflasyon Süreci Petrol Şokuna Karşı
Mart ayı enflasyon verileri, yıllık TÜFE'nin %30,87'ye gerilemesiyle dezenflasyon sürecinin teknik olarak sürdüğünü kanıtladı. Aylık bazda %1,94 seviyesinde gerçekleşen artış, piyasa beklentilerinin altında kalarak moral sağlasa da, üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) cephesindeki %2,30'luk artış tehlike çanlarını çalıyor. Özellikle rafineri petrol ürünlerinde kaydedilen %47,1'lik aylık artış, son 32 yılın rekoru olarak kayıtlara geçti.
Maliyet yönlü bu baskının tüketici fiyatlarına geçişkenliği, Nisan ayı itibarıyla en büyük risk unsuru. TCMB'nin Mart ayında politika faizini %37,0 seviyesinde sabit tutması ve likidite adımlarıyla fonlama maliyetini %40'a çekmesi, sıkı duruşun korunacağının mesajını veriyor. Ancak hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin %49,89 seviyesine yükselmesi, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın henüz kırılmadığını gösteriyor.
Cari Açık ve Rezerv Dinamikleri
Dış ticaret dengesi, yükselen petrol fiyatlarının en doğrudan hissedildiği alan. Ocak ayında 6,8 milyar USD olarak gerçekleşen cari açık, 12 aylık kümülatif bazda 32,9 milyar USD'ye ulaştı. Mart ayına ilişkin öncü veriler, dış ticaret açığının yıllık bazda %56,6 artarak 11,3 milyar USD'ye ulaştığını gösteriyor ki bu durum cari açıktaki genişleme eğiliminin sürdüğünün açık bir kanıtı.
Rezerv varlıklar tarafında ise Mart ayı sonunda belirgin bir gerileme izlendi. TCMB'nin toplam rezervleri Şubat sonuna göre 54,9 milyar USD azalarak 155,3 milyar USD'ye indi. Bu keskin düşüşte, hem dış yükümlülük ödemeleri hem de döviz piyasasındaki dengelenme çabaları etkili oldu. Portföy yatırımlarında Ocak ayında görülen 8,4 milyar USD'lik rekor girişin, jeopolitik risklerin tırmandığı Mart ayında yerini daha temkinli bir duruşa bırakması, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının sürdürülebilirliği açısından sermaye akımlarının seyrini daha da kritik kılıyor.
Bütçe Dengesi ve Eşel Mobilin Dönüşü
Mali disiplin tarafında Şubat ayı, 24,4 milyar TL fazla veren merkezi yönetim bütçesi ile olumlu bir istisna sundu. Vergi gelirlerindeki %91,8’lik güçlü artış bu tabloda belirleyici olsa da, bütçe harcamalarındaki %28,6'lık yükselişin enflasyonun altında kalması temel destekleyici unsur oldu. Ancak Mart ayı itibarıyla enerji fiyatlarındaki artışa önlem olarak tekrar devreye alınan eşel mobil sistemi, vergi gelirleri üzerinde önümüzdeki aylarda baskı oluşturacaktır. Yatırım harcamalarındaki gerileme ile sağlanan bu "zorunlu tasarruf" görünümü, sürdürülebilir bir mali genişlemeden ziyade, jeopolitik kriz yönetiminin bir yansıması niteliğinde.
Sonuç olarak; Türkiye ekonomisi, küresel bir enerji fırtınasının ortasında, içerde para politikasıyla enflasyonu dizginlemeye, mali politikayla ise bütçe dengesini korumaya çalışıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık kalıcı bir hal alırsa, sadece Türkiye değil, tüm gelişmekte olan piyasalar için "stagflasyon" riski teorik bir senaryo olmaktan çıkıp çıplak bir gerçekliğe dönüşebilir.
Sıradaki Okuma
Bu analizi bültenden okumadıysanız: her sabah 08.00’de bir tane gönderiyoruz.
Bültene katıl


Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.