İçeriğe geç
26 Temmuz 2026 Pazar
Meclisin Yaşı Değil, Hafızası Eski
İnovasyon & Teknoloji

Meclisin Yaşı Değil, Hafızası Eski

Axon21 Temmuz 20267 dk okuma9 görüntülenme

Bir ülkenin teknoloji kapasitesi, yöneticilerinin kaç uygulama kullandığıyla değil, kurumlarının bilinmeyen bir geleceğe ne kadar hızlı uyum sağlayabildiğiyle ölçülür.

Bir yapay zekâ modeli, Meclis’teki bir kanun teklifinin komisyon sırası beklediği sürede birkaç kez değişebiliyor.

İlk sunulduğunda yalnızca metin üreten bir sistem, birkaç ay sonra görüntü işliyor, yazılım geliştiriyor, ses taklit ediyor ve şirketlerin hangi çalışanlara ihtiyaç duyacağını yeniden tanımlıyor. Devletin önündeki dosyanın kapağı ise aynı kalıyor.

Mesele teknolojinin hızlı, siyasetin yavaş olması değil. Kanun yapmanın yavaşlığı bazen gereklidir. Asıl tehlike, karar veren kurumun düzenlemeye çalıştığı dünyadan daha yavaş öğrenmeye başlamasıdır.

Türkiye’nin yapay zekâ karşısındaki en büyük riski burada yatıyor: Teknolojik dönüşümü yaşlı siyasetçiler ile genç girişimciler arasında geçen basit bir kuşak çatışmasına indirgemek.

Çünkü bir Meclis doğum tarihleri yüzünden geride kalmaz. Yöntemleri eskidiğinde geride kalır.

Yaş Kolay Hedeftir

  1. Yasama Dönemi başladığında TBMM’deki milletvekillerinin yaş ortalaması 52,1’di. Parlamentolar Arası Birlik verilerine göre 600 milletvekilinin 99’u 61 yaş ve üzerindeydi.

İlk bakışta açıklama hazır görünüyor: Meclis yaşlı, teknoloji genç, aradaki mesafe de buradan doğuyor.

Bu kadar kolay değil.

Yetmiş yaşında olup kişisel bilgisayarın doğuşundan bulut sistemlerine, ilk internet bağlantılarından üretken yapay zekâya kadar bütün dönüşümü yaşamış insanlar var. Otuzlu yaşlarında olup teknolojiyi birkaç mobil uygulama ve sosyal medya hesabından ibaret sananlar da.

Telefon kullanmak teknoloji politikası bilmek değildir. Yapay zekâya birkaç soru sormak, algoritmik ayrımcılık, veri egemenliği, otomasyon vergisi veya yapay zekânın enerji ihtiyacı hakkında karar verebilecek yeterliliği sağlamaz.

Yaş, bir insanın hangi dönemde doğduğunu gösterir. Nasıl düşündüğünü değil.

Siyasette genç temsilin artması elbette değerlidir. Fakat Meclise yalnızca daha genç yüzler eklemek, yasama sistemini teknolojiye hazır hâle getirmez. Yeni kuşak vekiller de aynı danışmanlık yapısının, aynı komisyon düzeninin ve aynı karar alma alışkanlıklarının içine girdiğinde sistem onları kendine benzetir.

Genç insan, eski kuruma girdiğinde kurum otomatik olarak gençleşmez.

Daktilo Masadan Kalktı, Yöntemi Kaldı

“Daktilo zihniyeti” denildiğinde çoğu kişinin aklına bilgisayar kullanmakta zorlanan, kâğıt dosyalar arasında çalışan yaşlı bir siyasetçi geliyor.

Yanlış görüntü bu.

Daktilo zihniyeti bir cihaz meselesi değildir. Bir karar alma biçimidir.

Bir teknoloji düzenlenirken yalnızca bugünkü sorunlara bakılıyorsa, daktilo yöntemi çalışıyordur. Kanun yürürlüğe girene kadar teknolojinin nereye ulaşabileceği hesaba katılmıyorsa yine aynı alışkanlık devrededir.

Uzmanlar komisyona çağrılıyor, sunumlarını yapıyor ve ardından kurumsal hafızadan kayboluyorsa bilgisayarlar yeni olabilir. Sistem eski kalmıştır.

Türkiye’de yapay zekâ konusu Mecliste hiç konuşulmuyor değil. Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu kuruldu, uzmanlar dinlendi ve bir rapor hazırlandı. 2024 yılında yapay zekânın kullanımına ilişkin bir kanun teklifi de TBMM’ye sunuldu.

Bunlar değersiz adımlar değil.

Fakat toplantı yapmakla kapasite kurmak aynı şey değildir. Bir raporun hazırlanması, önerilerin uygulanacağı anlamına gelmez. Bir teklifin verilmesi de mevzuatın teknolojiyle aynı hızda ilerlediğini göstermez.

Devletler çoğu zaman teknolojiyi fark etmekte geç kalmaz. Fark ettikleri şeyi karar sistemine çevirmekte geç kalır.

Kurumsal Sürüm Farkı

Bir yazılım eski kaldığında yeni sürüm yüklenir. Devlet kurumlarında süreç bu kadar görünür değildir.

Komisyonlar çalışır, raporlar yayımlanır, strateji belgeleri hazırlanır. Dışarıdan bakıldığında sistem hareket hâlindedir. Fakat karar mekanizmasının bilgi işleme kapasitesi değişmiyorsa hareket, ilerleme anlamına gelmez.

Burada ortaya çıkan mesafeye kurumsal sürüm farkı denilebilir.

Teknoloji her yıl yeni bir sürüme geçerken yasama düzeni aynı uzmanlık modeliyle çalışıyorsa bu fark büyür. Bir süre sonra devlet, yeni ekonomik düzeni eski kavramlarla açıklamaya başlar.

Yapay zekâyı yalnızca kişisel verilerin korunması başlığı altında ele almak buna örnektir. Oysa mesele aynı anda istihdam, rekabet, eğitim, telif, savunma, enerji, medya, seçim güvenliği ve kamu yönetimi meselesidir.

Bu alanların her biri farklı komisyonlara, kurumlara ve siyasi önceliklere dağıldığında büyük resim kaybolur.

Bir komisyon telif hakkını tartışırken başka bir kurum veri merkezi yatırımlarını planlar. Eğitim sistemi hangi mesleklerin dönüşeceğini anlamaya çalışırken sanayi politikası otomasyon teşvikleri hazırlar. Bu parçalar aynı stratejik masada buluşmadığında devlet teknoloji politikası üretmez; birbirinden kopuk tepkiler üretir.

Yapay zekâ tek bir sektörü değiştirmiyor. Sektörlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiyi değiştiriyor.

Bu yüzden onu klasik bürokratik bölmeler içinde yönetmek giderek zorlaşıyor.

Bilgi Kişilerle Birlikte Gidiyorsa Kurum Öğrenmiyordur

Bir milletvekilinin teknolojiye kişisel ilgi duyması değerlidir. Konuyu araştırabilir, uzmanlarla görüşebilir, nitelikli teklifler hazırlayabilir.

Fakat görev süresi bittiğinde bütün bu birikim onunla birlikte gidiyorsa Meclis öğrenmiş sayılmaz.

Kurumsal kapasite, bilgili insanların bulunması değil, onların bilgisinin sistemde kalmasıdır.

Yasama organının yapay zekâ, siber güvenlik, yarı iletkenler, robotik ve veri ekonomisi gibi alanlarda sürekli çalışan teknik bir hafızaya ihtiyacı var. Bu yapı siyasi partilerden bağımsız olmalı; mühendisleri, hukukçuları, ekonomistleri ve sosyal bilimcileri aynı masaya oturtabilmeli.

Milletvekilleri her konunun uzmanı olmak zorunda değildir. Zaten olamazlar.

Sorulması gereken, karar verirken uzmanlığa ne kadar hızlı ve ne kadar bağımsız ulaşabildikleridir.

Bir sağlık yasası hazırlanırken tıbbi uzmanlığa ihtiyaç duyulması nasıl doğal karşılanıyorsa, algoritmalar hakkında karar verilirken teknik uzmanlık aranması da aynı ölçüde doğal olmalı. Teknoloji hâlâ birçok siyasi yapıda ayrı bir uzmanlık alanı değil, herkesin fikir yürütebileceği genel bir başlık gibi ele alınıyor.

Sorun burada derinleşiyor.

Çünkü herkesin kullandığı bir teknoloji, herkesin anlayabildiği bir teknoloji değildir.

Sanayi Devrimi Makineler Yüzünden Kaçırılmadı

Sanayi devrimi anlatılırken genellikle fabrikalar, buhar makineleri ve üretim bantları gösterilir. Geri kalan ülkeler de sanki bu makineleri geç satın aldıkları için geride kalmış gibi anlatılır.

Oysa asıl fark makinede değil, sistemdeydi.

Yeni üretim biçimini destekleyecek eğitim düzeni, sermaye yapısı, ulaşım ağı, hukuk sistemi ve iş gücü organizasyonu birlikte dönüşmek zorundaydı. Makineyi ithal etmek mümkündü. Makinenin arkasındaki düzeni ithal etmek çok daha zordu.

Yapay zekâ konusunda da benzer bir hata yapılıyor.

Kamu kurumlarına yapay zekâ araçları satın almak, üniversitelerde birkaç bölüm açmak veya büyük teknoloji şirketleriyle toplantılar yapmak dönüşümün kendisi değildir. Bunlar makineyi binaya sokar.

Asıl soru, binanın çalışma biçiminin değişip değişmediğidir.

Eğitim sistemi ezber ağırlıklı kalırken yapay zekâ stratejisi hazırlanabilir. Kamu işe alımları eski meslek tanımlarına göre sürerken otomasyon konuşulabilir. Veri kalitesi çözülmeden devlet kurumlarına yapay zekâ projeleri verilebilir.

Kâğıt üzerinde teknoloji politikası vardır. Gerçekte eski düzen, yeni araçlarla çalışmaya devam eder.

Kurumsal sürüm farkı tam olarak budur.

Meclisin Yeni Bir Hafızaya İhtiyacı Var

TBMM’nin teknoloji karşısındaki kapasitesi, milletvekillerine bir sınav yapılarak ölçülemez. Böyle bir yaklaşım hem anlamsız hem de siyasi gösteriye dönüşmeye açıktır.

Daha işe yarar bir ölçü başka yerde aranmalı.

Yapay zekâ ve teknoloji konularında kaç teklif verildiğinden çok, bu tekliflerin ne kadar sürede karara dönüştüğüne bakılmalı. Araştırma raporlarındaki önerilerin kaçı uygulandı? Kanun hazırlanırken teknik etki analizi yapıldı mı? Düzenlemenin istihdama, rekabete, enerji tüketimine ve temel haklara etkisi önceden incelendi mi?

Bir diğer ihtiyaç, geçici araştırma komisyonlarının ötesine geçen kalıcı bir teknoloji yapılanmasıdır. Teknolojik dönüşüm geçici olmadığına göre onu inceleyen yapının geçici kalması çelişkilidir.

Yasama sistemi değişen teknolojiyi sürekli izlemeli, gerektiğinde erken uyarı üretmeli ve siyasi karar vericilere anlaşılır seçenekler sunmalıdır.

Bu, siyasetin uzmanlara teslim edilmesi anlamına gelmez. Tam tersine, siyasi kararın daha nitelikli bilgi üzerine kurulmasını sağlar.

Uzman karar vermez. Kararın kör verilmesini engeller.

Yeni Yüzler Yetmez

Türkiye’nin genç siyasetçilere ihtiyacı var. Kadınların, gençlerin, mühendislerin, girişimcilerin ve teknoloji sektöründen gelen insanların Mecliste daha fazla temsil edilmesi de faydalı olur.

Fakat bütün umudu demografiye bağlamak kolaycılıktır.

Yarın TBMM’deki bütün milletvekilleri kırk yaşın altında olsa, fakat aynı yavaş bilgi akışı, aynı geçici danışmanlık düzeni ve aynı parçalı komisyon yapısı devam etse teknoloji açığı kapanmaz.

Belki sunumlar daha şık olur. Terimler daha rahat telaffuz edilir. Sorun yine yerinde kalır.

Bir ülkenin teknoloji kapasitesi, yöneticilerinin kaç uygulama kullandığıyla değil, kurumlarının bilinmeyen bir geleceğe ne kadar hızlı uyum sağlayabildiğiyle ölçülür.

Yapay zekâ çağında Türkiye’nin önündeki asıl soru, Meclisin gençleşip gençleşmeyeceği değil.

Meclisin öğrenip öğrenemeyeceği.

Daktilo masadan çoktan kalktı. Şimdi onun bıraktığı karar alma alışkanlığını kaldırmak gerekiyor.

KAYNAKLAR:

  • Inter-Parliamentary Union, Türkiye Büyük Millet Meclisi 28. Yasama Dönemi yaş dağılımı ve demografik verileri, 2023.

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yapay Zekâ Kanun Teklifi, Esas No: 2/2234, 24 Haziran 2024.

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu çalışmaları ve komisyon raporu, 2025-2026.

  • Inter-Parliamentary Union, World e-Parliament Report 2024.

0 yorum

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yazın